26 Mayıs 2011 Perşembe


İnsan ruhu.
Süptil enerji der geçeriz. 
Beden görünen, gerisi görünmeyen.
Gerisi bazen görmek istemediğimiz, kimi zaman da göremediğimiz.
Bize en yakın olan, acı doğruları söyleyen, çoğunlukla susturduğumuz
Ve her zaman haklı çıkan. O iç sesimiz ruhumuz.

İçimizde kim var, tanışıyor muyuz?
Kucaklaştık mı ruhumuzla hiç?
Bir et parçasından öteye bizi biz yapan şey ne?
İnsan olmak için doğmuş bedenimizin derinliklerinde hapsolmuş kara delikleri görebiliyor muyuz?
Korkuyoruz, çok korkuyoruz aslında. İnsan olmanın doğası bu.
Geçtiğimiz günlerde yaşadığım bir olay beni düşündürdü bu konuda, tekrar ve tekrar.
Düşündüm, çünkü düşündüğüm için varım.
Çünkü her soru beni cevaba daha da yaklaştırıyor.

Ben korktum bu aralar.
Bir ruhtan korktum hayatımda ilk kez, bir insandan.
Bir bedenin ötesinde, bir suretten, bir enerjiden. 
Kendi korkumun bedenlenmiş halinden.
İnsanın, kendi özündeki ışıktan uzak olduğunda
Susuz kalıp kavrulduğunu ve solduğunu gördüm.
Beynine nasıl esir düştüğünü, 
İçinde arsızca kanayan açık yaraları
Ve buna rağmen aldırmadan kendini dikenli tellere nasıl savurduğunu
Gördüm. 

Ve ben korktum itiraf ediyorum ilk kez korktum bir suretten.
Korkum karşımda bedenlendi, kafa tuttu bana.
Ben de gözlerinin içine baktım o kaçırsa da. 
Sözüm yoktu.
Ben konuşsam, o anlamazdı.
Sevgimi gönderdim,
Işığa kavuşması için.

Çünkü ben ışığım,
Çünkü biz mükemmeliz.
Ve kendimizi kucaklamalıyız sonsuz sevgiyle.
Yaralarımızı öpüp okşamalı, 
Ruhumuzun kara deliklerini
Sevgiyle yeşertmeliyiz
Ve binlerce çiçek.

Pınar / Işıktan al haberi
Mayıs 2011